27 Şub TÜRKİYE ENERJİ SEKTÖRÜ HUKUKİ GÖRÜNÜMÜ OCAK 2026
Yönetici Özeti
Ocak 2026’da enerji mevzuatında yapılan değişiklikler ve verilen yargı kararları birlikte okunduğunda, düzenleyici yaklaşımın bağlantı ve şebeke yatırımlarının kurumsallaştırılması, ölçüm ve teknik altyapının standardizasyonu ve sözleşmesel risklerin daha net sınırlandırılması olmak üzere üç ana eksende yoğunlaştığı görülmektedir.
Ölçüm sistemlerine ilişkin değişiklikler, lisanssız üretimde ölçüm sorumluluğunu açık biçimde dağıtım şirketine bağlayarak uygulamadaki tereddütleri gidermektedir. İletim sistemine bağlanacak üretim tesislerinde ise sayaç ve haberleşme ekipmanının yatırımcı tarafından temin edilip TEİAŞ tarafından kurulması öngörülmüştür. Bu ayrım, teknik kontrolün kamu tarafında kalmasını sağlarken yatırımcı açısından ekipman temini ve teknik şartnameye uygunluk riskini artırmaktadır.
Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliği değişiklikleri ise daha yapısal sonuçlar doğurmaktadır. Lisanssız üretim tesislerinin bağlantı mesafesine üst sınır getirilmesi, proje geliştirme aşamasında arazi seçimini doğrudan etkileyecektir. Birden fazla yatırımcının ortak bağlantı altyapısı kurabilmesi ve sonradan bağlanan kullanıcıların ilk yatırımcıya tesis katılım bedeli ödemesi yönündeki düzenleme, uzun süredir tartışılan altyapı maliyet paylaşımı sorununa sistematik bir çözüm getirmektedir. Bununla birlikte yatırımcılar arasında yapılacak sözleşmelerin hukuki kurgusu önem kazanacaktır.
İletim ve dağıtım yatırımlarının kullanıcı finansmanı ile yapılması ve geri ödeme yönteminin daha net kurallara bağlanması, özellikle büyük ölçekli üretim projeleri açısından öngörülebilirliği artırmaktadır.
Doğal gaz piyasasında EPDK’nın 2026 yılı için 58,5 milyar $Sm^3$ ulusal tüketim tahmini belirlemesi, piyasadaki lisans sınırları ve faaliyet hacimleri bakımından doğrudan etkili bir referans niteliğindedir. Bu tahmin, doğal gazın kısa vadede enerji sistemindeki merkezi rolünü koruduğunu göstermektedir.
Yargı kararları bakımından ise iki önemli eğilim öne çıkmaktadır. Birincisi, elektrik tedarik sözleşmelerinde piyasa koşullarındaki dalgalanmaların tek başına sözleşmeden dönme gerekçesi oluşturmayacağı yönündeki yaklaşımdır. Bu yaklaşım, enerji ticareti yapan şirketler açısından fiyat riskinin sözleşme ile yönetilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
İkinci olarak dağıtım şirketlerinin kusursuz sorumluluğu tartışmalarında illiyet bağının ispatının belirleyici olduğu görülmektedir. Voltaj dalgalanması gibi teknik iddialarda zarar ile hizmet arasındaki bağ somut biçimde ortaya konulmadıkça tazminat sorumluluğu doğmamaktadır.
Genel olarak Ocak 2026 dönemi düzenlemelerine baktığımızda yatırımcılar için temel mesele artık yalnızca üretim lisansı almak değil; bağlantı modelini doğru kurgulamak, altyapı finansmanını planlamak ve sözleşme riskini yönetmektir.
Saygılarımızla,
Av. Süleyman BOŞÇA
Yönetici Ortak